20 Kasım 2013 Çarşamba

"Coğrafya kaderdir." Serenad #Okudum3

"Coğrafya kaderdir."
Zülfü Livaneli, Serenad
Serenad Zülfü Livanelinin 2011 basımı romanı. Kitap hakkındaki düşüncelerim ikiye ayrılıyor ve iki kısımda çok uç noktalarda. Bu kadar iki uç noktayı bir kitapta yaşamak beni de çok şaşırttı.
Kitabı bana Özge getirdi. Birinin bana, benim için kitap getirmiş olmasına çok kıymet veririm ben. O yüzden hemen okudum. Hemen okudum derken hemen elime aldım. Lakin kitabı bitirmem baya zaman aldı. Bunda suçu kitaba atmıyorum benden, benim yoğunluğumdan kaynaklıydı. Kitabı sadece uyumadan önce elime alıp yirmi sayfa okuyup tık gidişlerim sağolsun kitap akmadı, akamadı. O yüzden akıcılığı ile ilgili objektif bir yorum yapamıycam.
İlk önce kitabın konusundan başlayıp iyi eleştirilerimden bahsedeceğim. Kitabın konusunu saymakla bitiremem size. Livaneli yakın tarihin hemen hemen bütün kirli meselelerini gündeme getirmeye çalışmış. Kısacası insanın insana ettiklerini eleştirmeye, iktidarları yermeye adamış kendini. Kitapta Naziler, Hitler dönemi Almanyası başrolde. Daha sonra araya ermeni soykırımı giriyor. Derken başka yerden Kırım Türkleri, Mavi Alay derken ara ara 2001 krizine de atıfta bulunup duruyor Livaneli.
 Kitabın konusundan bahsederken değinmek istediğim bir konu var: Kitapların yazılış amacı. Lisede hepimizin hayatından geçen bir ayrım var "Sanat toplum içindir-Sanat sanat içindir." ayrımı. Ben bu ayrımda sanat, sanat içindir anlayışına daha yakınım. Ama öyle körü körüne de değil. Bana göre yazılan her eser evet insan için yazılmalı, insani şeyler barındırmalı, insanı düşündürmeli, benim için en önemlisi insana hissettirmeli. Lakin bunları yaparken de sanatsal değerini yitirmemeli. Her şeyden önce bir sanat eseri yaratıcılığın ve yeteneğin bir ürünü olmayı başarabilmeli. Benim bu konudaki görüşlerim bunlar. Gelelim Serenad'a Livanelinin siyasi görüşü, hayatı, amaçları hakkında bir fikrim yok. Kitaptan da anlamak hiç de zor değil ki tamamen iktidarı eleştirtme amacıyla yazılmış bir kitap. (Kitapta 5 sayfada bir vurgulanan "Her iktidar zalimdir" sloganı da gayet açık bir vurgu.) Ben bunu sevmiyorum. Sanatın Türkiyedeki siyaset gibi çirkin ve saygısız bir olguya bulaştırılmasına katlanamıyorum. Sırf bu nedenden dolayı bir daha elim gitmeyecek sanırım Livaneli'e. Velhasılıkelam Livanelinin bu amaçla çıkıp anlattığı tarihsel olaylara saygım sonsuz. Bu tarz konuların anlatılması taraftarıyım her zaman. Struma'ı Mavi Alay'ı ilk defa bu kitapta okudum. O açıdan minnettarım. Kurgu olay örgüsü beni benden aldı zaten. Kurgu derken burada da bir parantez açıyorum. Kitabı ismi Maya olan bir çocuk annesi boşanmış bir hanımefendiden dinliyoruz. benim için kitap "Maximillian ve Nadia'nın Hikayesi" isimli Mayanın aradan çekildiği bölümden ibaretti. Max' ve Nadia'nın hikayesi iyi eleştirilerimin zirve yaptığı nokta. Yaratıcılığa ve kurguya hiçbir diyecek sözüm. Mayanın anlatımını çok sert eleştiririm orası apayrı. 
Buradan kötü eleştirilerime yani dile, üsluba geçiş yapıyorum. Tam bir fiyasko.Dil sade, öyle olması çok güzel. Ben demiyorum ki güzel yazmak istiyorsa ağır bir dil olmalı. Çok sade cümlelerle de çok mükemmel bir şekilde anlatabileceği bir hikaye var ortada. Lakin Livanelinin özensiz dili. Hikayeyi anlatan Mayanın gereksiz ayrıntıları beni benden aldı. Beni bitirdi. Yarım sayfa boyunca sucuklu yumurta yapışını anlatması. Her attığı adıı tarif etmesi. Yatarken sadece "yattım" demek yerine yorganı kaldırışını bile anlatması canıma yetti. Daha da kişisel bir problem ben Mayayı sevemedim. Zerre kadar sevemedim. Sevemeyince her şeyi ondan dinlemek üstelik kitabın en kritik en can alıcı noktasında birden bilmemneisimli çorbayı söyledim tadı çok güzeldi diye anlatmaya başlaması var ki Rabbim sen koru! Sonuç: Bu olmamış. Olmamış yani. Yazık olmuş. Tarihi olayları anlatması müthiş güzel. Ama öyle bir anlatmalı ki vahşet tokat gibi çarpmalı insanın yüzüne. Oturup sayfalarca bodrum hakkında tarihi bilgi yazmanın amacı nedir Livaneli. Vikipediada da yazıyor onlar. Ya bilmediklerimizden bahset ya da bildiğimiz şeyleri akıl edemiyceğimiz yönleriyle anlat. Rica ediyorum. 
Özensizlikten doğan hatalara hiç girmiyorum. Masaya oturup kahve söyleyip daha sonra çayımı bitirdim demesi gibi. Bunlar okuyucuya verilen değerin göstergesidir.gözümde yazarı da yayınevini de küçültmekten başka bir işe yaramaz. 
Son olarak kitabın adı neden "Serenade Für Nadia" değil anlamadım. Öyle olmalıydı. 
Söylemek istediğim daha çok şey var ama o derece ağır gördüğüm eleştirileri yapma haddim olduğunu düşnmüyorum. Bunlarda nacizane kendi çapında bir okurun okurlara yazılmış düşünceleridir. 
Buradan sonra bana söylenecek pek söz kalmadı aslında. Max ve Nadianınki gerçek aşktı. Sadece romanlarda böyleleri demeyin romanlar da bizden geliyor,insandan, gerçekten.
Maxin ve Nadianın acısına ortak olun, okuyun. 

Bir de ömrünüz çok kısa biliyorsunuz dimi. Gidin azıcık sevin, yaşayın, mutlu olun. Küçücük şeyleri dert edinmekten vazgeçin.

Kendinize de iyi bakın. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder