22 Haziran 2014 Pazar

İklimler #Okudum5

Merhaba!

Final dönemimi atlatmanın da verdiği rahatlık ve miskinlikle yazı yazmaya sonunda başlıyorum. Hukuk okuduğumdan dolayı sınav döneminde neredeyse bir ay boyunca her gün 200 300 hatta 400 500 sayfa okumak zorunda kaldığımdan bu aralar pek okumaya odaklanamıyorum açıkçası. Uzun süre okuduğum zaman sınav dönemine, kütüphaneye kısacası o döneme geri dönmüşüm gibi hissettiğimden bir kitabı elimden atıp boş boş dolanmaya başlıyorum.
Sonuç olarak Ankarada okumaya başladım sayılan İklimleri sonunda bitirdim. İklimlerin bende değişik bir anısı vardır. Önce bendeki anısını ve okumaya başlama hikayemi anlatmak istiyorum.

Ben lisedeyken önemsediğim bir arkadaşım İklimler'i okumuş ve "Hayatımda okuduğum en güzel aşk romanı." demişti. Benimde o zamandan beri hep aklımdaydı İklimler. Ama hiç satın almaya çalışmamıştım. Sınav dönemimin sonlarına doğru Ankarada bir gün gerçekten çok moralim bozuktu. İnsan bazen kendini gereksiz hissediyor. Öyle bir gündü. Işık hızıyla uzaklaşmak istiyorsun "evim" dediğin yerden "arkadaşlarım" dediğin insanlardan. Öyle bir andı benimki de. Yürümeye başladım Kurtuluştan. Önce Kızılaya oradan da Tunalıya kadar. Edith Piaf dinleyip biraz işkence ettim kendime. Sonunda Tunalıya vardım. Tunalıdaki D&Rı Ankarada yaşayanlar bilir. Girdim D&R'a ama gözüme o kadar renkli o kadar yapmacık geldi ki hemen çıktım. İçimdeki sesin "Güzelmiş" dediği ilk kitabı alıp okumak için girmiştim oysa. Kuğulunun arkasındaki Dost'a yürüdüm orası daha sakindi benim için. Girer girmez sağ taraftan bakınmaya başladım ve baktığım ilk rafta İklimler duruyordu. Elime aldım inanamadım. Emin olmak için arka kapak yazısını okudum. Kesinlikle o. Hemen kasaya gidip ışık hızıyla çıktım kitapçıdan. Çantama bile koymadım kitabı elimde hazine tutar gibi taşıdım. Kendime o günün anısı olsun diye bir kolye aldım. Ki aldığım günden beri boynumdan çıkarmıyorum. sonra Ankarada hayatımın mekanı dediğim tek yer olan Cafe des Cafes'e gittim. En baştaki fotoğrafta o günden kalmadır.

O gün çok olmamakla birlikte baya okudum kitabı. Ama malesef o günden sonra bir daha elime alamadım.Ne zaman sınavlar bitti eve döndüm tekrar kavuştuk. Bu sefer kendi odamda.

Kitabın diliyle ilgili söyleyeceğim bir iki şey var onun dışında karakterlerden uzun uzun bahsetmek istiyorum. Helikopter yayınevinin ilk kitabı imiş kendisi çeviri bence olabilecek olanın en iyisiydi ben rahat okudum. sadece benim özel dururmum ve fransız edebiyatına dahil olamsından dolayı biraz yavaş aktı. Ama kitabın fiziksel özellikleri mükemmeldi okurken gerçekten keyif aldım. Helikopter yayınevi takip edilecekler listeme girdi. 

Kitap aşk üzerine yazılmış bir kitap, evet. Kitapta üç karakter var. Esas Oğlan Philippe, kızlarımız Odile ve Isabelle. 
Şunu en başta söylemek istiyorum. Kitapla tam bir aşk nefret ilişkisi yaşıyorum. Nefret ettiğim yönleri şu yana dursun bu üç karakter de ben gibiydi. Kendimden çok ciddi parçalar buldum üç karakterde de. 
Odile gibi yaşayan, Isabelle gibi seven ve Philippe gibi kıskanan bir insanım ben. 
Bana beni keşfettiren bir kitap oldu. Minnettarım o yüzden. 

Fakat beni delirten nokta Fransızların "kadın" anlayışı. Kadını kişiliksiz görmeleri beni delirtiyor. Çok düşkün değilimdir bu yüzden Fransız edebiyatına pek sevmem. Ben hatta genel olarak Avrupalıları çok sevmem. Amerikan yazarların çılgınlığı biraz etkiler beni sadece. Onun dışında kitabı okurken beni delirten en büyük olay buydu. Açıkça kadının karakteri yoktur. Sevdiği adamın istediği kadın olmaya çalışır. Gibi bence zırva olan düşünceler açıkça dile getiriliyordu kitapta. Olaylar da o şekilde ilerliyordu zaten. Kadın sadece erkeğin hayatını kolaylaştırmak için kullanılan bir aksesuar gibiydi. Özellikle Philippe göre. GÜZEL olmalıydı bir kaıdn. Değilse Philippe için hiçbir kıymeti yoktu. Eğer o kadar güzel olmasaydı Odile'in neşesi, gülüşü, zarifliği mümkün değil etkileyemezdi Philippe'i. Erkek doğasında salt mevcut olan ve beni oldukça rahatsız eden bu olgunun kitapta pişirilip pişirilip önüme sunulması beni hiç mutlu etmedi. Isabelle bir ara çıkıp karşı çıkacak oldu bu duruma, nasıl heyecanlandım. Ama o da boş çıktı. Ne Philippe onu dinle ne de o kendi düşüncelerinin arkasında durdu. Isabelle'in sevdiği adamı mutlu etmek için her şeyinden vazgeçmesi delirtti bir de beni. Böyle bir aşk evet çok saf çok kutsal ama bunu neden yaptığınıza bakmak lazım bir de. Evet ben de her şeyimi feda edebilirim hayatıma sırtımı dönebilirim sevdiğim adma için -Yaparım o ışığı görüyorum kendimde- ama bunu neden yapıyorsunuz? Philippe gibi sizi umursamayan sizin kıymet verdiğiniz hiçbir şeyi umursamayan biri için mi? Hayır. Aşk karşılıklı fedakarlıkla kıymetli bence. Ama Isabelle'i suçlayabiliyor muyum? Hayır. Hiç tasvip etmiyorum, hatta sinirleniyorum ama suçlayamıyorum. 
ve sadakati bir kenara atan Odile. Onu seven insanı bırakan Odile. Kendi canına kıyan Odile. Kitabın ilk yarısını Philippeden ikinci yarısını Isabelleden dinledik. Ben Odile'i de dinlemek için neler vermezdim. Benim için kapalı kutu kaldı Odile. O sarı kafasının içinde dönenleri gerçektne okumak isterdim. Bu yüzden hiçbir şey söyleyemeyeceğim Odile'e. Sadece yaşam tarzı mutlu olduğu şeyler o kadar tanıdıktı ki. Odile'e karşı sebepsiz bir sevgi oluştu içimde.
Ve Philippe. Philippe de son zamanlarda üzerinde çok kafa yorduğum "kıskançlığımı" gördüm. O da kıskançtı. Odile'i her şeyden kıskanıyordu. Sonra Philippe de değişti. Philippe'den bir şeyler öğrendim mi? Evet öğrendim. Kıskançlığın saplantıya dönüştüğü o noktayı öğrendim. Bu açıdan Philippe de minnettarım. Keşke bu kadar zayıf. Bu kadar melankolik olmasaydın Philippe. Kitap boyunca hüzünlü havamın sebebi sendin. Söyleyecek başka bir sözüm yok. 
Karakterlerle aramda bağ kurduğum nadşr kitaplardandı. Ve son olarak ben Odile olsaydım Philippe terkederdim. ve ben Isabelle olsaydım Philippe'i sevmekten vazgeçerdim. 
Bu aşkın katili sensin Philippe. 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder