12 Ağustos 2014 Salı

Bir yere ait olmalı insan, her zaman.



Merhaba! 

Bugün yolum çocukluğumun geçtiği sokağa düştü. Ben bir aile apartmanında doğdum. Cami sokakta. Tarihi oldukça eski olan bir caminin duvarlarıyla başlayan  bir sokakta. Hani şu komşu değil de aile olanlar var ya işte o insanlarla. Ama mesafe denilen belanın gözü kör olsun. Aynı şehirde farklı semtlere taşınarak ayrıldığım sokaktan bir de şehir değiştirerek iyice uzaklaşmışım. İnanın bugün farkettim. İnsanlar değişmiş. Evler değişmiş. Sokaklar değişmiş. Bir yandan da her şey aynı ama. 
Müzik dinleyerek yürürüm ben yolda yalnızsan. Kulağımda kulaklık, saçım savruk bir topuz, elimde cüzdan, ayağımda parmak arası terlik, gözümde akmış bir rimel, elimde yeni satın alınmış bir kitap... Avare avare yürürken bugün o sokaklarda. Ben de öyleyim onu farkettim. Her şeyim farklı ama bir şey içimde bir şey çok tanıdık ben aynıyım ama diğer yandan çok da farklıyım. 
Sokaktaki tüm komşular hayrandır bana. Mütevazilik bir yana cidden geçmişten bir kesiti izleme şansım olsa sanırım kendi bebekliğimi ve çocukluğumu izlemek isterim. Sevgi sellerine boğula boğula büyütülmüşüm anlıycağınız. O zamanki ablalarımın hepsi şimdi birer anane. Ama hepsinin ortak kanısı 'torunumu senin kadar sevmiyorum' 
Bugün herkes halamın evindeydi çünkü ben oradaydım. Her kapı çaldığında yüzünde büyük bir gülümsemeyle 'Nesli gelmiş' diyen biri girdi içeri. Herkes fotoğraflarımı çekip orada olmayanlara gönderdi. Boşluklar dolduruldu. 
'Ne kadar büyümüş'
'Zayıflamışsın kuzum'
'Süzülmüş bu ya bildiğin kocaman kız oldu'
'Neee 20 yaşında mısın! Allahım bu kız nası 20 yaşına gelir'
'Daha geçen gün elinden tutup götürüyordum kız seni sahile'
'Cama vururdun demirlerin arasından alırdık seni'
'Aklımız giderdi de baban da sevsin diye akşamları zor bırakırdık eve' 
...
Neyse aheste aheste yürürken diyorum. Yolu uzatsam da en sevdiğim köşeden döndüm. Kumaşçı amcanın dükkanının önünde öyle kalakaldım. Kapanmış. Kapanır tabi daha ben çocukken en az 70 yaşındaydı o adam kalır mı. Ama dükkan daha dün açıktı sanki. Daha dün o renklerin arasında yerden izliyordum dünyayı, yukarıyı. 
Hüzünlendim tabi ama asıl vurucu darbe sonra geldi. 
Benim en büyük hayalim bizim apartmanın üst sokağındaki bahçeli eve sahip olmak. Çocukkende ergenliğimde de şimdi de. Vurucu darbe diyorum ama evde bir şey yok. Ben o evde daha hiç oturan görmedim. Evet birileri oturuyor ama hiç girip çıktıklarına camdan baktıklarına şahit olmadım. Eve boya yapılıyordu. Ve kapısı açıktı. İçeriyi gördüm. Bir an neye uğradığımı şaşırdım. Deniz ayağımın altındaydı. Ev geniş bir salonun ardından bir balkona açılıyordu. Ve balkondan sadece masmavi deniz görünüyordu. Saat öğlen güneş pırıl pırıl. Mavinin tonunu hayal edin. İstanbul boğazının mavisinin tonunu hayal edin şimdi de. 
O evi hep dıştan görüp sevdim. Hep dıştan görüp hayal ettim. Ama hayallerimde bile hiç içine girmedim ben o evin. Girmemişim yani. Gördüğüm kadarmış benim dünyam. Orada yaşadım ben yıllarca bir sokak aşağıda. Nereden bilirdim o evin içinde deniz olduğunu. Ben aslında dünyalarımızın içinde dünyalar var onu farkettim. Hayallerimde bile ben o evin içine o maviyi dolduramazdım. Doldurabilir miydim? Sığar mıydı? 
Hüzünlüyüm çünkü o ev artık çok daha büyüm bir hayal çok daha büyük bir umut. 
Hayallerimin sınırlarını yüzüme vurdu o ev benim. 
Evet sadece bir ev. 
Allahımdan isteğim bir gün o evin içine adım atabileyim inşallah. 

Aslında bu yazı çok farklı başlayıp çılgınca evrimleşti ama napalım öyle olsun. 
 Bana da o sokaktan giderken camlardan el sallayan insanların hatıraları kaldı. 

Daha sık gitmeli daha çok hatırlamalı eski anıları. Bir de bir yere ait olmalı insan her zaman. 

Hoşçakalın. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder