26 Ağustos 2014 Salı

Karaköy'de Günbatımı - Baki Can Ediboğlu #Okudum9


Herkese merhaba! 
Bugün aldığım "Çok uzun yazıyorsun okuyamıyorum!" eleştirisinden sonra -çocukluk ve en yakın arkadaşımdan- bugün kısa bir yazıyla Karaköy'de Günbatımı hakkındaki düşüncelerimi yazıcam. 
Ben kitaplar hakkında fikirlerimi yazarken pek konularına değinmek istemiyorum. Spoiler vermeyi hele hiç istemiyorum. O yüzden konusundan bahsetmiycem. zaten öyle belirgin bir konusu da yok. 
Yazar daha tazecik 87 doğumlu imiş. Kitap yanlış hatırlamıyorsam 2013te yayımlanan ilk kitabı. Kitapta başkarakterin hayatla olan anlaşmazlığını okuyoruz aslında. Ya da anlaşmaya varmasını. Ben nedense hep yazar yarattığı karakter üzerinden kendini anlatmış gibi hissettim. Yazarın başka hiçbir kitabını okumadan ya da kendisini tanımadan böyle bir kanıya varmak pek sağlıklı değil tabi. 
Kitap şu felsefik konuların olaylara yedirilmesi ile oluşan kitaplardan. Anlatabildim mi? Bence anladınız. Ben bu tarz kitapları sevmiyor değilim tam tersine bayılıyorum! ama çok zor. Dostlar cidden zor. Eğer o felsefik düşünceler pütür pütür hikayenin üzerinde kalıyor, tortu tortu benim gözüme batarsa bir o kadar da hoşlanmıyorum. Bu kitapta yer yer bu durumla karşılaştım. Ama yazarın ilk kitabı belki de acemiliği. 
Kesinlikle başka bir kitabı çıkarsa koşa koşa gider satın alırım. Kalemi kuvvetli yetenekli bir yazar. Allah ömür ve kuvvet versin ki biz de okuyup keyiflenelim. 
Az önce bir röportajını okudum. Kendisi etkilendiği şeyi  şöyle tanımlamış:
“Sabahattin Ali’nin cesaretinden, Yusuf Atılgan’ın insan üzerine yaptığı tespitlerden, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın o bambaşka dilinden, Sait Faik gözlemlerinden, Yaşar Kemal’in insanı alıp götüren kaleminden, Dostoyevski’nin insan doğasını anlatmasından” 
Daha ne söylenebilir ki. 


Kitapta altını çizmeyi bırakın yıldızlarla işaretlediğim o kadar çok yer var ki hangisini sizinle paylaşsam karar veremiyorum. Yazarın başkarakter aracılığı ile dile getirdiği özellikle günlük hayat görüşü benim açımdan takdire şayandı. Karşımda olsa ayakta alkışlayacağım sözleri vardı. Toplumsal yaraları güzel dile getirmiş vesselam. Elimden geldiğince bir iki tanesini yazmaya çalışıcam. 

"-Baba, etraftaki insanlar neden hep yere bakıyorlar?
+Çünkü onlar yere bakanlar.
-Peki biz neyiz baba?
+Biz göğe, gökyüzüne bakanlarız kızım; yukarı bakanlar. Sen sakın ha onlar gibi yere bakanlardan olma kızım Onların hayalleri, mutlulukları bak şu otlar kadar kısadır... Onların mutlulukları hep başkalarına bağlıdır. Hani canavar zannettiğin o ses çıkaran makineler var ya, işte onların çimenleri kestiği gibi başkaları da yere bakanların mutluluklarını istedikleri an kesip yok edebilirler. Zaten mutlulukları hiçbir zaman kendilerine ait olmamıştır ki...
..."

"Önemli olan insanlara tertemiz, yargılarla bozulmamış gözlerle doğru bir şekilde bakabilmekteydi."

"Neden her erkek birini aşağılarken karşısındakini kadınmış gibi algılayarak küfrediyordu. Neden erkeklerin dillerine pelesenk olan küfürlerin çoğunluğu kadınları aşağılamak üzerineydi? Kadınları aşağılayan küfürlerden nefret ederdi Batu. Erkeğin aczi de burada yatmaktaydı. Bir erkek kadına değer verdiği ölçüde erkektir dedi içinden."

"Aşka düşülmez, aşka yükselirsin."

"İnsan yanlışı savunur ancak, onu doğru göstermek için."

"O kadar körsünüz ki kendi yanınızdan geçen kendinizin bile farkında değilsiniz."

"Aslında koskocaman bir hapisanenin içindesiniz. İşiniz bir zincir, arkadaşlarınız bir zincir, aileniz bir zincir, ülkeniz bir zincir..."

"Ben senin sahip olduğun bir şey değilim, sadece seni seviyorum; o kadar. Sevgi paylaşıldıkça artar, ama sergilendikçe azalır Batu..."

ve daha yazmak için kendimi tutamadığım niceleri... 
Okuyun ve sevin ama sahiplenmeyin dostlarım. Bir insanı sevmek eyleminin anlaşıması sürecinde bende devrim yaratabilecek güçtedir Yaseminle  Batunun ilişkisi. Bu kitabın da ben de böyle bir yeri vardır. 
Sanırım gene uzun oldu. 
Napıyım söylenecek çok söz varken susmak olur mu?

Sevgiler. 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder