3 Şubat 2015 Salı

Son Oyun - Ahmet Altan #Okudum15


Herkese merhaba!
Bana günaydın. 
Son Oyun'u dün gece bitirdim vakit kaybetmeden uyanır uyanmaz yazmaya oturdum. 

Yazın bazenoyleolur'un kitapzen.com ile düzenlediği çekilişi çok beğenmiş blogumda da duyurmuştum. Oradan kazandığım Yüzyıllık Yalnızlık kargoya verilmesine rağmen bana bir türlü ulaşmamıştı. Geçen hafta ben Ankaradayken ulaşmış. Bir de yanında Ahmet Altan Son Oyun gelmiş. 

Hediye olunca bir de uzun süre bestsellerdan aşina olduğum bir kitap olunca okumak istedim hemen. 

Kitabın kurgusunu, hikayenin üzerine oturduğu iskeleti çok beğendim. Kitapları okunmayan, yazmayan kendi tabiriyle "ölü" bir yazar bir kasabadan geçerken kasabadaki olaylar ilgisini çektiği için o kasabaya yerleşiyor. Sonra kasabadaki herkesin hayatına sızıyor. 

Kitabın çoğunda yazar karakterimizin "Tanrı" ile olan kavgasını okuyoruz. Okuduğum çoğu yorumda olduğu gibi ben de çok sıkıldım bu konuşmalarda. Hızlı hızlı geçtim hatta yalan yok. 

Söylediğim gibi kitabın üzerine oturduğu kasaba, kilise, hazine hikayesi ilginçti. Güzeldi. Lakin her kapının şehvete çıkması aşırı kabak tadı verdi bir yerden sonra. 

Neticede artık bitsin bitsin diye sayfaları sonlara doğru nasıl çevirdim bilmiyorum. 

Karakterler hakkında birazcık konuşmak istiyorum. 

Yazar, seni hiç sevmedim yazar. Başlarda seviyordum. Güzeldin hoştun hatta zekiydin. Sonra bozdun. Ne istediğini bilmemen her kuyruk sallayan hatta sallamayanın şehvetle peşinden gitmen... Aşka bakış açın, samimiyetsizliğin... Aslında ne istediğini biliyordun. Ben senin istediğin o şeyi sevmiyorum. Hatta nefret ediyorum. O yüzden seni hiç sevmedim. 

Zuhal, ne biliyim. Mustafayla ilişkisi, yazarla ilişkisi. Garipti. Yazarla ilişkisinin ilerisindeki konuşmaları samimiyetsizdi. Kitap için genel yorumum samimiyetsiz zaten. Karar verememesi, vazgeçememesi, gaza gelmesi. Ne biliyim işte. 

Mustafa, bir yerde mustafanın Recep Tayyip Erdoğan'a gönderme olduğunu okudum. Sevdiğim tek karakterin Mustafa olması da ilginç oldu o zaman. Adam gibi adam diyebileceğim tek karakter Mustafaydı. Takdir ettim. 

Kitabı çok yerden yere vurmak istemiyorum açıkçası çokça beğenilen bir kitap. ama edebiyat kaygısıyla zevkle okumak için falan almayın elinize. Hatta almayın bence. Gereksiz zira. 

Bir daha da kolay kolay Ahmet Altan okumam sanırım. 

Şimdi heyecanla beklediğim Ankarada sınavlar yüzünden doya doya okuyamadığım Boyalı Kuş'a başlıycam. 
Yarın da onun yazısıyla dönerim umarım. 

Hoşçakalın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder